CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

08 Haziran 2009 Pazartesi

KOKOŞUM BENİM

Anladım ki kokoşluk doğuştan gelir

Benim tatlı 17 aylık ak kuzum, annesinin yüzüklerini takıp geziyor, babasıyla gezerken vitrinlerden kendine yüzük seçiyor :)
Ayakkabı tutkumuzda var, özellikle sarı ayakkabılara bayılıyor.
Sabah kalktığında önce "akka"larım diyor :) Nur tanesi...
Minik ayaklarına ayakkabılar alınıyor

Kara kuzum ise kitapları seviyor, kitap istiyor. Bir tanesi...
Kitaplar alınıyor, koltuğa uzanıp bakıyor

Şimdiden belli ne kadar farklı oldukları....

29 Mayıs 2009 Cuma

KIZIM

Ağlayarak uyanıyor iki gecedir, sonra da uyumak istemiyor...

Bu sabah işe gitmek için evden çıkarken ben uyanıktı, benden sonra ananesinden istemiş, dışarı çıkmışlar, sokaklarda dolaşmak istemiş, dolaşmışlar, yedek ayakkabısını da torbayla yanına almış...

Beni mi aradı acaba....

Üzülüyorum ve özlüyorum...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

17 AY

Çok zaman oldu yazmayalı, dedikleri gibi devamlı yazmayınca kopmaya başlıyor insan. Yazayım dedikleri de uçup gidiyor aklından.




Kuzular iyice büyüdüler, saçlar uzadı, minik atkuyrukları bile yapabiliyoruz. Dişler çıktı Ak kuzumun daha fazla, bir alt köpek dişleri kaldı neredeyse, vampir gibi dolaşıyor, kara kuzum beş tanesini aynı anda çıkarmak üzere. İkisinin de sağlıkları çok iyi maşallah, koşup oynamaya bayılıyorlar, tabi ikisi de ayrı yönlere koştuklarından yakalamak zor oluyor.




Bakıcı bulamadık, beş aydır annemdeyiz, neneneleri bakıyor kuzularıma ben işteyken. Çok yoruyorlar nenelerini. Ama otoriteyi kurmuş anneciğim, bir baktı mı, ikisi de susup kafayı öne eğiyorlar, ben yaptım mı dalgalarını geçiyorlar. Hani parmak sallarız ya hayır yapma diye mesela, minik parmakları onlar sallıyorlar bana :)




Doktor muayenelerinde herşey yolunda, diş çıkarma döneminde kilo verir çocuklar dedi doktorumuz ama bizimkiler kilo almış maşallah.




Günler akıp gidiyor, hızla büyüyorlar :((




06 Şubat 2009 Cuma

13, AY

13 aydır bu dünyada bebelerim :)


Son bir ay içinde iki kaza atlattık.

Kara kuzum alt değiştirme masasından düştü onu daha önceki postumda yazmıştım.

Ak kuzum da bir kaza geçirdi; yerlerin buz tuttuğu bir cumartesi sabahı ikisi birden babasının kucağındayken babacığın ayağı kaydı, üçü birden yere düştüler. Kara kuzuma birşey olmadı ama ak kuzum kısa bir baygınlık geçirdi. Çok korktum, hemen hastaneye gittik. 6 saat müşahade altında tuttular, çok şükür ki birşey çıkmadı. Tabi babacık bir daha ikisini birden aynı anda kucağına almaya tövbe etti.


Şimdi ikisi de iyi maşallah. Yalnızca havaların dengesizliğinden hafif bir burun akıntıları var. Serum fizyolojik ve C vitamini desteği ile geçirmeye çalışıyoruz.

Ak kuzum bir de azı dişlerini çıkarıyor hem üstten hem alttan, onun acısını çekiyor. Gece uykusunda inliyor bebeğim.


Oyun grubuna gidiyoruz; ben oldukça yararlı olduğunu düşünüyorum. Arkadaşları ile paylaşmayı ve ortak oyun oynamayı öğrendiler ancak bu evde işe yarıyor mu? Hayır :) Birbirlerinin ellerindekini isteyip kavga etmeye başlıyorlar.


Yeni kelimelerimiz

Aadun babamızın ismi
Ne soru ifadesi ile
ditti gitti
kuş ku
karga kaga
gak ga


İkisi de pıtır pıtır yürüyorlar, kim bana yapınca da aynı anda üstüme doğru koşup kucağıma atlıyorlar.


Pazartesi doktor kontrolündeydik. Tam gelişimlerindeler maşallah. Artık tüm sınırlamalar kalktığı için bizimle aynı yemeği yiyorlar (az tuzlu yapıyoruz yemekleri tabi), kaşık kullanıp bardaktan su içiyorlar ama çatal vermeye henüz cesaret edemedim.


İşte böyle....


12 Ocak 2009 Pazartesi

DÜNYAYA İKİZ BAKIŞ

Aşağıdaki hikayeyi www.psiko-dan sitesinde gördüm. Çok hoşuma gitti.

"Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri her şeyden habersizmiş. Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. Elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başlamış. Bu arada, etraflarında olup biteni fark etmeye başlamışlar. Bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları artmış. Birbirlerine hep ayni şeyi söylüyorlarmış: "Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!"

Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, hayatin kaynağı neymiş? İşte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıkmış. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tespit etmişler. "Annemizin şefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor."

Artık aylar birbiri ardınca geçiyor, ikizler hızla buyuyor, diğer bir deyişle "yolun sonu"na yaklaşıyormuş. Bu değişiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başlamışlar. Dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. Durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:
"Neler oluyor? Bütün bunların anlamı nedir"

Öteki daha sakin ve aklı başındaymış. Üstelik, bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir alemi arzuluyormuş. O cevap vermiş: "Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor."

Ve eklemiş: "Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz."

"Ama ben gitmek istemiyorum" diye haykırmış kardeşi. "Hep burada kalmak istiyorum." "Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardır." "

Bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki?" diye cevaplamış öteki.
"Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak." Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş:

"Hem, belki de anne diye bir şey de yok!"

"Olmak zorunda" diye itiraz etmiş kardeşi. "Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?"

"Sen hiç anneni gördün mu?" diye üstelemiş öteki. "O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk."

Böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçmiş. Sonunda doğum anı gelmiş çatmış. İkizler dünyalarını terk ettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve sevinçten ağlamaya başlamışlar.

Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş.

(Anthony de Mello'dan) "

09 Ocak 2009 Cuma

İLK DOĞUMGÜNÜ


Kuzularım dün ilk yaşgünlerini kutladılar. Nasıl da çabuk geçti zaman...
Aile arasında minik bir kutlama yaptık. Mumları beraber püfledik, pastalarının kekinden de biraz tattılar, biraz balonları ile oynadılar, sonra da uykuları geldi yattılar.
Allah sizi nice senelere eriştirsin, sağlıkla sıhhatle meleklerim :))

02 Ocak 2009 Cuma

KÖTÜ BİR GÜN

2008in son gecesi kötü bir gece oldu benim için.

Kara kuzum alt değiştirme masasından düştü.

Tutamadım...

Islak mendil almak için bir saniyeliğine arkamı dönmüştüm ki kendi etrafında dönüp yere uçtu, yüz üstü düştü.

Allahıma şükür bir şey olmadı. Yüzünün sol yanını çarpmış, elmacık kemiği ile alnı morardı. Başka bir şeyi yok, iki gündür gayet iyi.

Ödümüz patladı tabii, onun da benim de...

Allahım bir daha gösterme bu üzüntüyü bize. 2009 hepimize yalnızca mutluluk, sağlık ve huzur getirsin